Marmelat Kurabiye Tarifi


Kişi Sayısı: 4-6 kişilik kişilik Hazırlama Süresi: 20 dakika dakika Pişirme Süresi: dakika

Reklamlar


  • 250 gram tereyağı
  • 1 su bardağı kadar pudra şekeri
  • 1 su bardağı buğday nişastası
  • 1 tane yumurta
  • 1 paket vanilya
  • 1 paket kabartma tozu
  • 2 yemek kaşığı kadar Hindistan cevizi
  • 2 su bardağı un
  • 1 kase vişne marmelatı

Reklamlar

Bu minik ve şirin kurabiyeleri hazırlayıp çocuklarınızı sevindirebilirsiniz. Dilerseniz çay davetlerinde misafirlerinize şirin mi şirin marmelatlı kurabiyeyi hazırlayabilirsiniz.


  • İlk önce bütün malzemeleri güzelce karıştırın ve buzdolabında 30 dakika kadar bekletin.
  • Sonra da ince olacak bir şekilde hamur açıp, şekilli kalıplarla hamuru kesin. Hamurun üst tarafına şekil verin ve içine marmelat doldurun.
  • Ardından fırına atın ve 175 derecede kontrollü bir şekilde pişirin.
  • Fırından aldıktan sonra dilerseniz üzerine pudra şekeri serpip servis edebilirsiniz. Afiyet olsun.

loading…


Evde Maya ile Cilt Bakımı

Her cildin kendine göre bir çok sorunu vardır. Yağlı ciltlerde sivilcelenme ve yağlanma fazla olurken kuru ciltler ise kuruluk ve çatlaklardan müzdariptir. Bu cilt sorunlarına çare bulmak için deneyebileceğiniz bir çok doğal yöntemler vardır. Bu doğal yöntemler kimyasal içermedikleri gibi cildinize herhangi bir zarar vermezler. Cilt aksine daha canlı ve parlak görülür. Bunlardan biride maya maskesidir. Maya özellikle cilt gözeneklerinin temizlenmesi konusun da oldukça başarılıdır.

Mayaya bu konuda yardımcı olacak diğer ürünümüzse karbonattır. Karbonat yüzde bulunan lekelerin giderilmesinde oldukça etkili bir yöntemdir.Bu iki mucize bir araya gelince ortaya mucizeler çıkabilir.Ayrıca bu maske ergenlikte çıkan sivilceler üzerinde de olumlu etkilere sahiptir. Ergenlikte sivilce problemiyle karşı karşıyayken yaş ilerledikçe de kırışıklıklar ve çizgiler sorun olmaya başlar.Bu sorunlarla da doğal yöntemlerle baş edebilirsiniz.

Maya ile yapılan maskelerin ciltte harikalar yarattığı eski çağlardan beri bilinmektedir. Özellikle Antik mısırda güzellik ürünü olarak maya oldukça sık kullanılmıştır. Mayalar yaraları tedavi etmek için de kullanılırdı. Maya yaraların daha çabuk iyileşmesini sağlar. Mayanın içindeki malzemeler hücrelerin yenilenmesine de yardımcı olur.

Maya Maskesi : 1 paket yaş maya,2,3 damla süt

Yapılışı ve uygulanışı : Bir paket yaş mayayı bir kapta 2.3 damla süt ile karıştırın.Karışımı yüzünüze masaj yaparak sürün.Karışım yüzünüzde kaldıkça katılaşmaya başlayacaktır.İyice katılaşınca yüzünüzü ılık su ile durulayın.

cilt maskeleri ve faydaları

Karbonat maskesi : Malzemeler: 1 küçük kaşık karbonat,1 küçük kaşık maya,15 damla su.

Yapılışı ve uygulanışı : Karbonat ve mayayı su ile ıslattıktan sonra yüzünüze masaj yaparak sürün.Karışım yüzünüzde 20 dakika beklesin.Daha sonra ılık su ile yüzünüzü temizleyin.Karbonat yüzdeki lekelerin giderilmesine yardımcı olur ve cilt tonunu açar.

Cilt temizliğinin düzenli olarak yapılması gerekmektedir.Cilt temizliği için doğal ballı maskeleri yapabilirsiniz.

Ballı maske : Malzemeler : 2 çay kaşığı bal,küçük kaşık ile yoğurt,küçük kaşık greyfurt suyu

Yapılışı ve uygulanışı : Verdiğimiz malzemeleri temiz bir kapta karıştırın.Elde ettiğiniz karışımı yüzünüze masaj yaparak iyice yedirin.20 dakika karışımı yüzünüzde bekletin ve daha sonra  ılık su ile yıkayın.

Bir önceki yazımız olan Etkili Bir Nemlendirici Nasıl Kullanılır başlıklı makalemizde kış için nemlendirici, nemlendirici nasıl kullanılır ve yuz nemlendirici maske hakkında bilgiler verilmektedir.

Palm Yağı Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey

Dünya genelinde palm yağı (palmiye yağı) tüketimi artıyor. Ama palm yağı oldukça tartışmalı bir gıda.

Bir yandan, sağlığa bazı faydaları olduğu görülüyor.

Ama diğer yandan sağlık için riskli olabilir. Ayrıca palm yağı üretiminin çevreye zararlı olduğu endişeleri de bulunuyor.

Bu yazı palm yağının sağlığa ve çevreye etkilerini detaylı bir şekilde inceleyecek.

Palm Yağı Nedir?

Palm yağı, palmiye ağacının meyvelerinden üretilir. Bazen kırmızı palm yağı adıyla da anılır çünkü meyvenin rengi kırmızı-turuncu arasıdır.

Palm yağının temel kaynağı Batı ve GüneyBatı Afrika’da yetişen Elaeis Guineensis ağacıdır. Bu ağacın kullanımı 5000 yıl öncesine gider.

Güney Amerika’da da bir başka ağaçtan benzer bir palm yağı üretiliyor ama ticari kullanımı çok kısıtlı. Ama ne var ki her iki bitkinin hibriti bazen palm yağı üretiminde kullanılabiliyor.

Son yıllarda, palm yağı üretimi Malezya ve Endonezya da dahil olmak üzere Güneydoğu Asya’ya sıçradı. Bu iki ülke, günümüzde dünya palm yağı üretiminin %80’ini karşılıyor (1).

Hindistan Cevizi yağı gibi, palm yağı da oda sıcaklığında yarı akışkan. Ama erime ısısı 35 derece ve bu da erime ısısı 24 derece olan Hindistan Cevizi yağına göre daha yüksek. Bunun nedeni de iki yağda bulunan yağ asitlerinin farklı dizilimi.

Palm yağı dünyanın en ucuz ve en popüler yağlarından biri ve tüm dünyada üretilen bitkisel yağların 3’de 1’i palm yağı (1).

Önemle belirtmek gerekir ki palm yağı ve palmiye çekirdeği yağı, farklı yağlar.

Her ikisi de aynı ağaçtan üretilse de, palmiye çekirdeği yağı meyvenin tohumundan üretiliyor. Rengi beyaz ve sağlığa farklı etkileri var.

Özet Olarak: Palmiye yağı Afrika’da büyüyen palmiye ağacından üretiliyor ve binlerce yıldır tüketiliyor. Oda sıcaklığında yarı-akışkan ve palmiye çekirdeği yağından rengi ve besin yapısıyla farklılık gösteriyor.

Palm Yağı Nasıl Kullanılıyor?

Palm yağı yemek pişirmek için kullanılıyor ve aynı zamanda marketten satın aldığınız hazır gıdalara ekleniyor.

Tadı genelde baharatlara benzetiliyor. Bazı insanlar tadını havuç veya kabağa benzetiyor.

Palm yağı Afrika ve tropik mutfakların başlıca yağıdır ve özelikle de köri ve diğer baharatlı yiyeceklere çok uygundur.

Isı toleransı yüksek (232 derece) olduğu ve yüksek ısıda stabil olduğu için kızartmalarda da kullanılır (2).

Palm yağı bazen yağın ayrılmasını ve kavanozun üstüne çıkmasına engel olması için stabilize edici olarak fıstık ezmesine eklenir.

Bunlara ek olarak, palm yağı diğer gıdalara da eklenebilir. Bunlardan bazıları:

  • Kahvaltılık gevrekler
  • Ekmek, bisküvi vb fırın gıdaları
  • Protein barları ve diyet barları
  • Çikolata
  • Kahve kreması
  • Margarin

1980’lerde tropik yağların kalp sağlığını tehdit ettiği endişesiyle palm yağının yerini trans yağlar aldı. Ama çalışmalar trans yağ asitlerinin zararlarını gösterdikten sonra gıda üreticileri palm yağı kullanmaya tekrar başladı.

Palm yağı diş macunu, kozmetik veya sabun gibi ürünlerde de kullanılıyor ve hatta alternatif bir enerji kaynağı olan biyodizel yakıtların üretiminde de palm yağından faydalanılıyor.

Özet Olarak: Palm yağı özellikle Batı Afrika ülkelerinin mutfağında yemek pişirmede kullanılıyor ve ek olarak çeşitli gıdalar, ürünler ve biyo yakıtlarda da bulunuyor.

Besin Değerleri

İşte bir yemek kaşığı (14 gram) palm yağının besin değerleri (4):

  • Kalori: 114
  • Doymuş yağ: 7 gram
  • Tekli doymamış yağ: 5 gram
  • Çoklu doymamış yağ: 1,5 gram
  • E Vitamini: %11 (Günlük ihtiyaç)

Palm yağının tüm kalorileri yağdan gelir. Palm yağında bulunan yağların %50’si doymuş, %40’ı tekli doymamış ve %10’u da çoklu doymamış yağ asitlerinden oluşur.

Palm yağında bulunan temel doymuş yağı asidinin adı palmitik asit ve bu kalorilerin %44’ünü oluşturuyor. Palm yağı aynı zamanda ufak miktarda stearik asit, miristik asit ve orta-zincirli laurik asit içeriyor.

Palm yağının kırmızımsı pigmentleri karotenoid adı verilen ve vücutta A vitaminine çevrilen beta-karoten de dahil anti-oksidanlar açısından çok zengin.

Fraksiyonize palm yağında, filtreleme sonucunda sıvı kısım yağdan ayrılıyor. Kalan katı kısım ise doymuş yağlar açısından daha zengin ve daha yüksek bir erime ısısına sahip (5).

Özet Olarak: Palm yağının kalorileri %100 yağdan gelir ve bunların yarısı doymuş yağlardır. Aynı zamanda E vitamini ve vücudunuzda A vitaminine çevrilebilen anti-oksidan karotenoidleri içerir.

Palm Yağının Sağlığa Faydaları

Palm yağının beyin fonksiyonu, kalp hastalığı riskini azaltma ve A vitamini durumunu iyileştirme dahil sağlığa bir dizi faydası biliniyor.

Beyin Sağlığı

Palm yağı, çok güçlü anti-oksidan özelliği olan ve beyin sağlığını destekleyen tokotrienollerin çok iyi bir kaynağı.

İnsanlar ve hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar palm yağında bulunan tokotrienollerin beyindeki hassas çoklu doymamış yağ asitlerini koruduğunu, bunamayı yavaşlattığını, felç riskini azalttığını ve beyin lezyonlarının büyümesine engel olduğunu gösteriyor (6, 7, 8, 9, 10).

Beyin lezyonu olan 121 kişi üzerinde yapılan 2 yıllık bir araştırmada, palm yağından elde edilen tokotrienolleri günde iki kez alanların durumu stabil kalırken, placebo alan diğer grupta lezyonların büyüdüğü görüldü (10).

Kalp Sağlığı

Palm yağının kalbe çeşitli faydalar sağladığına inanılıyor.

Her ne kadar bazı çalışma sonuçları kesin olmasa da, bu yağın LDL (kötü) kolestrolü azaltıp, HDL (iyi) kolestrolü artırmak da dahil kalp hastalığı risk faktörlerine iyi geldiği gözüküyor (11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18).

51 çalışmayı ele alan geniş bir analizde palm yağı açısından zengin beslenen kişilerin trans yağ veya diğer yağları daha çok tüketenlere göre LDL kolesterolünün daha az olduğu görüldü (11).

3 aylık yeni bir araştırma ise hibrit palm yağının kolesterol düşürücü etkileri araştırıldı.

Araştırmada insanlar günde 25 ml (iki yemek kaşığı) zeytin yağı veya hibrit palm yağı yedi. Sonuç olarak her iki grubun da LDL kolesterol seviyesi %15 azaldı ve araştırmacılar hibrit palm yağının zeytin yağı gibi kalbe faydalı olabileceği kanısına vardı (12).

Yine de unutulmaması gerekir ki LDL kolesterol seviyesindeki artış veya azalış tek başına kalp hastalığını tahmin edemez. Bunun dışında başka pek çok faktör var.

1995 yılında yapılan kontrollü bir çalışmada ise palm yağının kalp hastası olan kişilerde hastalığın gelişimininin yavaşlamasında yardımcı olabileceği görüldü.

18 aylık çalışmada, palm yağı yiyen 25 kişiden 7’sinde gelişme görülürken 16’sının durumu değişmedi. Buna karşılık, placebo kullanan 25 kişiden 10’nunda hastalık ilerleme gösterdi ve diğerlerinde bir değişiklik olmadı (18).

A Vitamini Durumu

Palm yağı, A vitamini eksikliği yaşayan kişilerde A vitamini durumunu geliştirebilir.

Gelişmekte olan ülkelerde yaşayan hamile kadınlar üzerinde yapılan araştırmalarda palm yağı tüketiminin kandaki A vitamini seviyesini, aynı zamanda anne sütüyle beslenen bebeklerin de A vitamini seviyesini yükselttiği görüldü (19, 20, 21).

Bir araştırma yağda çözünen vitaminleri absorbe etmede güçlük yaşayan kistik fibrozis hastalarına 8 hafta boyunca günde 2-3 yemek kaşığı palmiye yağı verildiği zaman kandaki A vitamini seviyesinde artış görüldü (22).

Palm yağının erişkin ve çocuklarda kandaki A vitamini seviyesini yükselttiği de biliniyor (23, 24).

Hindistan’da yapılan bir çalışmada günde 1 çay kaşığı palm yağı alan okul öncesi çağındaki çocukların kanındaki A vitamini seviyesinin, A vitamini takviyesi alanlara göre daha çok arttığı görüldü (24).

Özet olarak: Palm yağı beyin fonksiyonunu koruyabilir, kalp hastalığı riskini azaltabilir ve A vitamini seviyesini yükseltebilir.

Palm Yağının Sağlığa Zararları

Her ne kadar araştırmaların çoğu palm yağının kalp sağlığına faydası olduğunu bulsa da, diğer araştırmalar çelişkili sonuçlar gösteriyor (25, 26, 27, 28, 29).

Bir araştırma kolesterol oranı yüksek kadınlar üzerinde yapıldı.

Sonuçlar, küçük ve yoğun LDL’nin (sdLDL) – kalp hastalığıyla bağlantılı olan tür – palm yağı tüketimiyle arttığını ama diğer yağların tüketimiyle azaldığını gösterdi. Ama ne var ki palm yağı ve pirinç yağı karışımı küçük sdLDL’yi azalttı (25).

Bir başka araştırmada palm yağı tüketenlerde sdLDL oranı değişmezken, büyük LDL parçacıklarının arttığı görüldü. Büyük LDL parçacıkları, sdLDL’ye göre daha zararsız ve kalp hastalığına neden olma riski daha düşük (26).

Diğer çalışmalar da palm yağı tüketiminin LDL kolesterol seviyesini yükselttiğini rapor etti. Ama bu araştırmalarda LDL parçacıklarının boyutu ölçülmedi (27, 28, 29).

Önemle belirtmek gerekir ki bunlar sadece risk faktörlerini gösteriyor ve palm yağı kalp hastalığına neden olur anlamına gelmiyor.

Ne var ki, hayvanlar üzerinde yapılan bir araştırma sürekli tekrar ve tekrar ısıtılan palm yağının anti-oksidan etkisinin azalması nedeniyle damarlarda plağa neden olabileceğini gösteriyor.

6 ay boyunca 10 kez ısıtılmış palm yağını yiyen farelerin damarlarında büyük plakalar oluştu ve kalp hastalığı belirtileri görülürken, taze palm yağı yiyen farelerde böyle bir şeye rastlanmadı (30).

Özet olarak: Palm yağı kalp hastalığına neden olan çeşitli risk faktörlerini artırabilir. Palm yağını tekrar ve tekrar ısıtmak anti-oksidan etkisini azaltıp, kalp hastalığının oluşumuna katkı sağlayabilir.

Palm Yağı Tartışmaları

Palm yağı üretiminin çevreye, vahşi yaşam ve insanlara etkisi de ayrı bir etik tartışma konusu.

Geçmiş yıllarda, artan talep yüzünden Malezya, Endonezya ve Tayland’da palm yağı üretimi çok hızlı bir büyüme yaşadı.

Bu ülkelerin palmiye ağaçlarının yetişmesi için çok uygun rutubetli ve tropik bir iklimi var.

Palmiye ağacı yetiştirmek için sürekli tropik ormanlar yok ediliyor.

Araştırmalara göre bugün palm yağı için kullanılan toprakların %45’i, 1990 yılında tropik ormandı. Bu Endonezya ve Malezya’daki tüm palmiye ağacı tarlalarının neredeyse yarısını oluşturuyor (1).

Ormanların yok edilmesi, küresel ısınmayı çok kötü etkiliyor çünkü ormanlar atmosferden karbon gazını emerek sera gazlarının etkisini azaltıyor.

Ek olarak, doğal alanların yok edilmesi ekosistemi ve hayatın çeşitliliğini de etkiliyor. Özellikle de habitat kaybı yüzünden nesli tükenmek üzere olan orangutanlar ve diğer bazı hayvan türleri tehdit altında (31).

Ayrıca palm yağı üreten şirketlerin insan hakları ihlalleri yaptığı da söyleniyor. Mesela tarla ve ormanları izinsiz yok etmek, işçilere çok düşük maaş vermek ve işçileri tehlikeli koşullarda çalıştırmak bunlara örnek sayılabilir (32).

Ama neyse ki, uzmanlara göre palm yağı daha etik ve sürdürülebilir yollarla üretilebilir.

Örneğin, 2015 yılında yapılan bir analiz, yeni palm yağı tarlalarının sadece ormansız veya düşük karbon oranına sahip bölgelerde açılması halinde sera gazı emisyonlarının %60 azalabileceğini tespit etti (32).

Sürdürülebilir Palm Yağı Yuvarlak Masası (RSPO) palm yağı üretiminin çevre dostu yapılabilmesi için çalışan bir dernek.

RSPO sertifikalarını sadece aşağıdaki şartları sağlayan üreticilere  veriyor:

  • Tehlikeli hayvan türlerini, hassas ekosistemi barındıran ve insanların temel ihtiyaçlarını karşılayan bölgelerdeki ormanları yok etmeyen;
  • Tarımsal zehir ve yangınları olabildiğince az kullanan
  • İşçilerini insani koşullarda çalıştıran ve uluslarası işçi hakları standartlarına uyan
  • Yerel halkı palm yağı üretiminden önce bilgilendiren ve onlara danışan

Bu şartlara uyan şirketler RSPO sertifikası alabiliyor.

Özet olarak: Tropik ormanların yok edilip yerini palm yağı tarlalarının alması doğal hayata, vahşi hayata ve yerel hayata büyük zarar veriyor.

Sonuç

Palm yağı dünyanın en çok kullanılan yağlarından biri.

Ama ne var ki, palm yağı üretiminin çevreye, vahşi yaşama ve yerel insanlara etkisi gerçekten endişe verici.

Eğer palm yağı kullanacaksanız mutlaka RSPO sertifikalı ürünleri kullanın.

Ayrıca, palm yağının faydalarını size diğer yağlar da sunabilir. O yüzden günlük yağ ihtiyacınızın çoğunu diğer yağ kaynaklarından almak daha iyi olacaktır.

Yazan: Franziska Spritzler

Benzer Yazılar

loading…

D Vitamininin Faydaları

D vitamini yağda çözünen ve sağlık için mutlaka gerekli bir vitamin.

Ne yazık ki çok az gıda bu vitamini kayda değer miktarda içeriyor. Bu gıdalar arasında yağlı balıklar, organ etleri, bazı mantarlar ve D vitamini eklenmiş gıdalar var.

Ama, sadece beslenme yoluyla alabileceğiniz diğer vitaminlerin aksine, D vitamini cildiniz güneşe maruz kaldığında vücudunuz tarafından üretilebiliyor.

Bu yüzden D vitamini teknik olarak aslında bir hormon. D Vitamini hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız lütfen bu yazımızı da okuyun: D Vitamini ve D Vitamini Eksikliği

D vitamininin gıdalarda çok az bulunması ve üstelik insanların büyük bir kısmının yeterince güneş ışığına çıkmaması yüzünden D vitamini eksikliği çok yaygın ve sadece ABD’de nüfusun %41,6’sı D vitamini eksikliği yaşıyor (1).

Ama yeterli D vitamini almanın sağlığa çok önemli faydaları var.

Bu yazıda D vitamininin sağlığa bilimsel olarak ispatlanmış 15 faydasını okuyacaksınız.

1) Kemik sağlığına iyi gelir

D vitamini kemik sağlığında çok önemli bir rol oynar.

Çünkü beslenme yoluyla aldığınız kalsiyum ve fosforun emilimini artırır ve bu iki mineral kemik sağlığı için çok önemlidir.

Araştırmalara göre kanında D vitamini oranı düşük olanlar daha çok kemik kaybı yaşıyor (2).

Ayrıca, yine araştırmalara göre D vitamini takviyesi alanların kemiklerinin kırılma riski %23-33 daha düşük (3, 4).

Ek olarak, yeni yapılan çalışmalar D vitamini takviyesi almanın, özellikle de D vitamini eksikliği yaşayan kişilerde kemik kırıklarının iyileşmesini hızlandırdığını gösteriyor. Ama bu sonuçları desteklemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var (5).

Pek çok uzman, kanındaki D vitamini oranı 12 ng/ml (25 nmol/l)’den az olanların günde en az 20-25 mcg (800-1000 IU) D vitamini içeren bir D vitamini takviyesi almasını öneriyor (2).

Bazıları ise bu oranın çok az olduğunu ve kandaki D vitamini oranını 30 ng/ml (75 nmol/l)’den yüksek tutmak için daha fazla D vitamini takviyesi alınması gerektiğini söylüyor (6, 7, 8, 9).

Ne olursa olsun, bütün uzmanlar, düşme ve kemik kırığı riski yüksek olan yaşlı bireylerin önerilen en yüksek dozda D vitamini takviyesi almasını tavsiye ediyor (2).

Özet Olarak: D vitamini kemik sağlığı için önemli olan minerallerin emilimini artırıyor. Yüksek D vitamini oranı kırık riskini ve kemik kaybını azaltıp, kırık kemiklerin daha hızlı iyileşmesini sağlayabiliyor.

2) Diyabet riskini azaltıyor

Diyabet, vücudunuzun karbonhidratları normal bir şekilde işleyemediği bir hastalık. Diyabetin birkaç farklı çeşidi var ama Tip 1 ve Tip 2 en yaygın görülen çeşitleri.

Tip 1 diyabeti genellikle çocuklukta veya ergenlikte çıkan bir hastalıkken, tip 2 diyabet genellikle daha ileri yaşlarda ortaya çıkıyor ve genellikle yaşam tarzıyla alakalı.

Ve D vitamini her iki hastalığa yakalanma riskini de azaltabilir.

Tip 1 Diyabet

Tip 1 Diyabet hastalığı insülin üreten pankreas hücrelerini yok eden bir otoimmün hastalığı.

Bu yüzden, tip 1 diyabet hastaları kan şekerini sağlıklı bir seviyede tutmak için gün içinde birkaç kez insülin enjekte etmek zorundalar (10).

Tip 1 diyabet hastalığının çok önemli bir genetik yanı olsa da, çeşitli çevresel faktörler – belki de düşük D vitamini alımı – hastalığın oluşmasında rol oynayabilir.

Örneğin, araştırmalara göre D vitamini takviyesi alan çocuk ve bebeklerin Tip 1 diyabet hastalığına yakalanma riski, almayanlara göre %29-88 daha düşük (11, 12).

Önerilen miktar 0-12 ay arası bebeklerde 400 IU, yetişkin ve çocuklar için 600 IU (13).

Ama bir sürü uzman bu tavsiyelerin düşük olduğunu söylüyor. Bir araştırmada günde 2000 IU D vitamini takviyesi almanın Tip 1 diyabet riskini azalttığı görülüyor (14).

Bunu söyledikten sonra belirtilmesi gerekir ki D vitamini ve Tip 1 diyabet ilişkisini çok az araştırma incelemiş durumda. Kesin bir sonuca varılmadan önce daha fazla araştırma yapılması gerekiyor.

Tip 2 Diyabet

Tip 2 diyabet hastalığı zamanla gelişen bir hastalık. Eğer vücudunuz yeterli insülin üretemezse veya vücudunuz insüline karşı direnç gösterirse ya da her ikisi olursa ortaya çıkıyor (15).

Kimi araştırmalara göre kandaki D vitamini seviyesi Tip 2 diyabetin gelişiminde rol oynayabilir (16, 17, 18, 19).

Uzmanlar, D vitamininin insülin direncini azaltıp, insülin hassasiyetini artırıp, insülin üreten hücrelerin fonksiyonunu iyileştirerek Tip 2 diyabete karşı koruyabileceğine inanıyor (17, 20, 21).

İki yeni inceleme düşük D vitami seviyesine sahip insanların Tip 2 diyabete yakalanma olasılığının %55 daha yüksek olduğunu gösteriyor (22, 23).

Ötesi, günde en az 500 IU D vitamini alan yetişkinlerin, günde 200 IU’den daha az D vitamini alan yetişkinlere göre Tip 2 diyabet hastalığına yakalanma ihtimalinin %13 daha düşük olduğu görülüyor (23).

Benzer sonuçlar D vitamini eksikliği yaşayan çocuk ve ergenler üzerinde yapılan araştırmalarda da görülüyor (24).

Bir başka çalışmada, 2 aylık çalışma süresi boyunca haftada 50.000 IU D vitamini takviyesi verilen kişilerde açlık kan şekeri ve insülin direnci oranında, kontrol grubuna göre %5-21 azalma görüldü (25).

Ama belirtmek gerekir ki, bütün incelemeler D vitamininin koruyucu etkisi olduğunu göstermiyor (26, 27, 28).

Her ne kadar, Tip 2 diyabet hastalarının hepsinin D vitamini alımından faydalanma ihtimali olmasa da, özellikle de kan şekeri kontrolü kötü olanlara D vitamini gerçekten faydalı olabilir (26).

Özet Olarak: Yeterli D vitamini almak hem Tip 1 hem de Tip 2 hastalıklarına yakalanma riskini azaltabilir. Bazı durumlarda, D vitamini takviyeleri Tip 2 diyabet hastalarında kan şekeri kontrolüne yardımcı olabilir.

3) Kalp sağlığına iyi gelebilir

D vitamini kalp sağlığınıza iyi gelebilir ve kalp krizi riskini azaltabilir.

Bir çalışmada, kanındaki D vitamini seviyesi 15 ng/ml (37 nmol/l)’den az olanların, 30 ng/ml (75 nmol/l)’den fazla olanlara göre kalp krizi geçirme riskinin 2 kat daha fazla olduğu görüldü (29).

Bir başka çalışmada ise , kanındaki D vitamini seviyesi 15 ng/ml’den az olanların kalp hastalığına yakalanma riskinin %153 fazla olduğu görüldü (30).

En yüksek risk, D vitamini seviyesi düşük olup aynı zamanda tansiyon sorunu olanlarda bulundu (30).

Bununla beraber, düşük D vitamini seviyesi genellikle kalp hastalığı riskinin yükselmesiyle bağlantılı olsa da, pek çok araştırma D vitamini takviyesi almanın riski düşürmediğini buldu (31, 32, 33, 34).

Uzmanlar D vitamini seviyesinin yanı sıra, güneşe maruz kalma süresi ve alkolsüz içkiler yerine D vitamini içeren içeceklerin tercih edilmesi gibi diğer faktörlerin de etkili olabileceğini iddia ediyor (35).

Bu yüzden, D vitamini takviyesi almak pek çok açıdan faydalı olsa da, D vitamini seviyesini yaşam tarzı tercihleriyle yükseltmek kalp hastalığından korunmada en iyi strateji olacaktır.

Özet Olarak: D vitamini seviyesi yeterli olanların kalp hastalığına yakalanma riski daha düşük. Ama D vitamini takviyesi almanın pek bir etkisi yok.

4) Çeşitli kanser risklerini azaltabilir

Yeterli D vitamini seviyesini korumak kanserin engellenmesinde bazı faydalara sahip olabilir.

Aslında, çeşitli araştırmalar D vitamini seviyesi yüksek olan bireylerin çeşitli kanser türlerine yakalanma riskinin daha düşük olduğunu gösteriyor (36, 37).

İki yeni inceleme yeterli D vitamini seviyesine sahip kişilerin mesane kanserine yakalanma riskinin %25 düşük olduğunu gösteriyor. Yüksek D vitamini seviyesine sahip olanların bu hastalıktan ölme riski de daha düşük (38, 39).

Benzer bir şekilde, bir dizi başka araştırma da yeterli D vitamini seviyesini korumanın kolorektal kanser riskini azalttığını gösteriyor (40, 41, 42, 43).

Ek olarak, bazı araştırmalar D vitamininin kanserin ilerlemesini yavaşlatmada rol oynayabileceğini gösteriyor. Ama D vitamini takviyesinin etkili olup olmadığı net değil (44).

Aslında, birkaç araştırmaya göre, kanlarındaki D vitamini seviyesi artsa da, D vitamini takviyesi alanlarda koruyucu bir etki bulunamadı (45, 46, 47, 48, 49).

Yani, kansere karşı korunmada D vitamini takviyesi almanın etkili olup olmadığını anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.

O güne kadar, D vitamini seviyenizi yükseltmek için hayat tarzınızda değişiklik yapmak daha etkili olacaktır. Mesela daha sağlıklı bir diyet takip edip, güneş altında daha çok zaman geçirebilirsiniz.

Özet Olarak: D vitamini kanserin engellenmesinde rol oynuyor. Ama tam rolünü anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç var.

5) Erken ölüm riskini azaltabilir

D vitamini daha uzun yaşamanıza yardımcı olabilir.

Bir dizi araştırma kandaki D vitamini seviyesi ve erken ölüm riski arasında önemli bir bağlantı tanımlıyor (50, 51).

Örneğin, bir araştırma 50 randomize kontrollü çalışmayı ele aldı. Araştırmaya göre D vitamini takviyesi alanların erken ölüm riski %6 daha azdı (52).

Bu yüzden, güneş, beslenme veya takviye yoluyla yeterli D vitamini alanlar hayatlarına birkaç sene katıyor olabilir.

Özet Olarak: Yeterli D vitamini almak erken ölümü riskini bir miktar azaltabilir.

6) Depresyon belirtilerini azaltabilir

Araştırmacılar D vitamininin depresyon üzerinde de bir etkisi olabileceğini artık keşfediyor.

Vitaminin depresyon üzerindeki kesin rolü tam olarak anlaşılabilmiş değil. Bir teoriye göre beyindeki serotonin miktarını yükseltiyor ve serotonin de kişinin kendisini daha iyi hissedip, daha mutlu olmasını sağlıyor (53, 54).

Buna benzer bir şekilde, yeni bir inceleme de düşük D vitamini seviyesinin depresyon riskini %131’e kadar artırabileceğini gösteriyor (55).

Ama ne var ki bugüne kadar yapılmış araştırmalar D vitamini takviyelerinin depresyonu tedavi etmede veya engellemede etkili olduğunu kesin olarak ispatlayamadı (54, 55, 56, 57).

D vitamininin etkisi depresyon belirtilerinin şiddetine bağlı olabilir.

Mesela, D vitamini takviyeleri en çok şiddetli depresyon belirtisi yaşayanlarda etkili oluyor ve düşük şiddette depresyon belirtisi olanlarda daha az etkili oluyor (58).

D vitamininin bu etkilerini ve ne kadar takviye alınması gerektiğini tam olarak anlayabilmek için daha fazla araştırmaya ihtiyacımız var.

Özet Olarak: D vitamini, özellikle de şiddetli depresyon belirtisi gösteren kişilerde belirtlileri azaltabilir veya depresyona engel olabilir.

7) Kas kuvvetini artırır

Yeni yapılan araştırmalar yaşlılarda ve yetişkinlerde D vitamini ve kas büyümesi/kuvveti arasında yakın bir bağlantı olduğunu gösteriyor.

Yeni bir inceleme, D vitamininin sporcularda ve sıradan insanlardaki etkisini ele aldı.

İnceleme, D vitamini takviyesi alanların üst ve alt vücut kuvvetlerinin, almayanlara göre biraz daha fazla arttığını buldu (59).

Benzer bir şekilde, bir dizi araştırma yaşlılarda D vitamininin kas kuvvetini, düşme riskini ve zayıflığı nasıl etkilediğini araştırdı. Araştırmaların büyük bir çoğunluğu D vitamini takviyesinin kas kuvvetini artırdığını ve böylece yaşlılarda yere düşme oranının daha düşük olduğunu buldu (60, 61).

Günlük 800-1000 IU yaşlılarda kas kuvvetini artırmak için yeterli bir doz. Faydalar en çok kanındaki D vitamini seviyesi düşük olanlarda görülüyor (60).

Gençler üzerindeki araştırmalarda ise bunun 8 katı daha fazla bir doz kullanıldı. Bu yüzden gençlerde D vitamininin etkilerini görebilmek için daha yüksek bir doz kullanmak gerekebilir (59).

Ama kesin bir tavsiye için daha fazla araştırma yapılması gerekiyor.

Özet Olarak: Yeterli D vitamini almak kas kuvvetini artırabilir. Aynı zamanda yaşlılarda düşme ve zayıflık riskini azaltır.

8) Multiple Skleroz’ın engellenmesi ve tedavisinde yardımcı olabilir.

Multiple Skleroz (MS) beyin, omurilik ve gözlerdeki optik sinirlerle ilgili bir otoimmün hastalığıdır.

Bazı araştırmalar yeterli D vitamini kan seviyesinin MS’ye yakalanma riskini %62’ye kadar azalttığını gösteriyor (62, 63).

Ayrıca, MS hastalığına yakalanmış olan bireyler kanlarındaki D vitamini seviyesini yeterli oranda tutarak hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir (64, 65). Ama bu kesim üzerinde çok az araştırma yapıldı (66).

Özet Olarak: D vitamini MS riskini azaltabilir ve ilerleyişini yavaşlatabilir. Ama daha çok araştırma yapılması gerekiyor.

9-15) D vitamininin diğer faydaları

Geçtiğimiz 10 yılda boyunca D vitamini bilimsel araştırmanın popüler bir konusu haline geldi.

Bu yüzden, D vitamininin çeşitli alanlardaki faydalarını inceleyen yeni araştırmalar sürekli yapılıyor. D vitamininin bazı potansiyel faydaları:

9. Daha az astım atağı: Günlük 300-1200 IU D vitamini alımı okul çocuklarında astım ataklarını azaltabiliyor (67, 68).

10. Soğuk algınlığının engellenmesi: D vitamini takviyesi almak üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini azaltmakta yardımcı olabilir (69, 70).

11. Ameliyat sonrası iyileşmenin hızlanması: Yeterli kan seviyesi ameliyat sonrası iyileşmeyi hızlandırabilir (71).

12. Kronik ağrının azalması: Yeterli D vitamini seviyesi bazı kişilerde kronik ağrının azalmasına yardımcı olabilir (72, 73, 74, 75).

13. Sağlıklı doğum: Hamilelik sırasında D vitamini takviyesi almak bebeğin daha uzun ve daha sağlıklı bir kiloda doğmasını sağlayabilir (76).

14. Parkinson hastalığından korunma: Yüksek kan seviyesi Parkinson hastalığı riskini azaltabilir (77, 78).

15. Yaşlıların zihinsel gücünü koruma: Yeterli kan seviyesi yaşlılarda zihinsel gücün korunmasında yardımcı olabilir (79).

Önemle belirtmek gerekir ki yukarıda bahsettiğim konularda yapılan araştırmalar çok az.

Ayrıca, yukarıdaki bazı çalışmaların yapısı, ters etkinin aslında düşük D vitamini kan seviyesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamamızı imkansız kılıyor.

Özet Olarak: Yeterli D vitamini seviyesi çeşitli sağlık faydalarıyla bağlantılı. Ama bu faydaların onaylanması için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.

Sonuç

D vitamini vücutta çeşitli önemli roller oynuyor.

O yüzden ister yiyecek, güneş veya takviye yoluyla olsun, yeterli D vitamini kan seviyesini korumak sağlık açısından çok önemli.

İnsanların farkında olmadan D vitamini eksikliği yaşaması çok sık görülen bi durum. Bu yüzden, D vitamini seviyenizi bir doktora kontrol ettirebilirsiniz.

D vitamini eksikliğinin belirtlerini okumak için tıklayın: D Vitamini Eksikliğinin 9 Belirtisi

D vitamini eksikliği yaşayan ve güneşe fazla çıkamayan insanlar mutlaka D3 formunda D vitamini takviyesi almayı düşünmeli.

Dozaj tavsiyesi kişiden kişiye değişebilir. Bunu doktorunuza sormanız daha uygun olur.

Ayrıca güneş yoluyla D vitamini alırken dikkatli olmalısınız yoksa cildiniz yanabilir.

D Vitamini hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız lütfen bu yazımızı da okuyun: D Vitamini ve D Vitamini Eksikliği

Yazan: Alina Petre

Benzer Yazılar

loading…

5 Dakikada Çikolatalı Bonbon Tarifi

5 Dakikada Çikolatalı Bonbon Tarifi İçin Malzemeler

  • 2,5 su bardağı ufalanmış hazır baton kek,
  • 1 adet büyük muz (muzun miktarı önemli).

Üzeri İçin:

  • 120 gr çikolata.

Çikolatalı Bonbon Tarifi

5 Dakikada Çikolatalı Bonbon Yapılışı

Muzu çatalla ezip püre haline getirelim.

Üzerine keki azar azar ilave edip ele yapışmayan yumuşak kıvamlı bir harç elde edelim. Kek miktarı muzun büyüklüğüne göre değişir.

Hazırladığımız harçtan küçük parçalar koparıp resimdeki gibi şekillendirelim.

Çikolatayı benmari usulü eritelim.

Hazırladığımız küçük kekleri çikolataya bulayıp yağlı kağıt üzerine alalım.

Sonra buzdolabına kaldırıp çikolata donana kadar bekletelim.

Çikolatalı bonbonların üzerini erittiğimiz çikolata ile süsleyelim.

Çikolatalı bonbonların üzerini farklı şekilde de süsleyebilirsiniz.

Toplam 20 adet Çikolatalı Bonbonumuz oldu.

Bu harika 5 Dakikada Çikolatalı Bonbon Tarifi için Hasret Temel Kılıç’a teşekkür ederiz.

loading…

Bisküvili Kolay Mozaik Pasta

Bisküvili Kolay Mozaik Pasta

Evde kolay malzemelerle yapabileceğiniz nefis pastalardan biri olan bisküvili mozaik pastayı sakın kaçırmayın mutlaka deneyin.

Malzemeler:

  • 800 gram petibör bisküvi
  • 6 yemek kaşığı kakao
  • 1 buçuk su bardağı şeker
  • 2 su bardağı süt
  • 2 paket vanilya
  • 200 gram tereyağı
  • 1 su bardağı Antep fıstığı yada
  • fındık, ceviz
  • 200 gram sütlü çikolata isteğe göre

Hazırlanışı:

  1. Öncelikle bisküvileri çok fazla ufalamadan kırıntılar haline getiriyoruz.
  2. Tenceremize eritilmiş tereyağını, sütü, vanilyayı, şekeri kakaoyu ve çikolatayı ekleyip karıştırıyoruz.
  3. Kırılmış bisküvilerimizin üzerine boşaltıp ezmemeye dikkat ederek karıştırıyoruz.
  4. Ardından kek kalıbımıza streç folyo sererek boşaltıyoruz.
  5. Derin dondurucuda bir gün bekleterek ertesi gün servis tabağımıza ters çevirerek Arzu’ya göre süslüyoruz.

Afiyet olsun.Tarifi bizimle paylaşan hatice_okutan55’e teşekkür ederiz.